2 Mayıs 2011 Pazartesi

içimde


dünyada en çok özlediğin şey ne diye sorsalar duvarında boyum kadar dünya haritası olan yatağımı saymazsak, üstünde özgürce karalamalar yapabildiğim duvarlarım derim.

(şimdilik) çok net..






medder red

9 Nisan 2011 Cumartesi

uykudan feragat etmekten başka bir şey değil bu yaptığım. dünya düz bi yer, bu zaten daha önce keşfedilmişti; yaklaşık olarak milattan önce. neden durduk yere boşu boşuna halihazırda keşfedilmiş bi keşfi keşfetmeye kalkışıp onca eforu sarfettik bilemiyorum. dünya düz, ve içeriğini seçmekte özgür. buna müdahale edemeyiz. herşey kendi, kendi gibi. görünen kimin umrunda ki. umursamak isteyen olabilir, ben şahsım adına daha ziyade kanmayı tercih ediyorum. daha kolay oluyor. dünyanın düzlüğünü unutturacak bi yer olmalı bazen. küçük prenslik değil söylediğim. zira ilk sayfasını açıp bu yılan ne yutmuş böyle kocaman gergedan diyeceğim ama boynuzu da yok ki su aygırı gibi bişey bu dediğim an bünyesinde barındırdığı iddia edilen tüm gizemini kaybetti benim için. ama yine de sığınmak için inşa edilen şey camdansa ve şiddete dayanıksızsa bazen de unutmamalı. bunu hep hatırlamalı. dünya düz bi yer. en azından öküz boynuzu üstünde olmasını tercih ederdim mizacını eğlenceli kılmak adına. ama başka sıfat kabullenmiyor. ihtiyacı yokmuş. öyle diyor.

10 Kasım 2010 Çarşamba

biliyor musun bilog, ben bir kere bir adam gördüm. adam beni tanımıyordu. ben adamı tanımıyordum. bir gün aşık olursam onun gibi bir adama aşık olmaya karar verdim. sonra o adamı bir daha görmedim.

sonra bir gün bir adam kokladım. adam beni tanımıyordu. ben adamı tanımıyordum. eğer bir adamı koklamak zorunda kalırsam, öyle kokmasını istedim; ten gibi. bir daha o kokuyu hiç duymadım.

sonra birinin kendini öldürdüğünü duydum. ölen adamı tanımıyordum. ölen adam beni tanımıyordu. bir gün ölürsem öyle ölmeye karar verdim; mavilikler içinde.

ben hiç farkında değildim, bilmiyordum. ama üçü de aynı adamdı. zaten hep kötü bir bulmaca çözücüsü oldum.
uyuyalım



gulag orkestar

18 Ekim 2010 Pazartesi

across


önce şehir beni öper, sonra ben şehri.
sırf bu kadar güzel yağmuru olduğu için bile kendimi emanet edebilirim. iyileşiyorum ya, daha ne isteyim.
bi yol çıktı. yolun sonuna ne kadar var bilmiyorum. merak etmiyorum. hergün farklı yoldan evime geliyorum. hergünüm farklılaşıyor. mutlu muydum eskiden, bilmiyorum. en güzelini düşünmeye kalktığımda ya en yenisi geliyor aklıma, ya çok eskisi. izi olanları biliyorum. bi kısmında olanlar şimdi yoklar, onları görmek için uyumam gerekiyor. bi kısmı esrarengiz. nerde el sallasa, karşılık olarak el sallıyorum. bi kısmı uzak.
böyle zamanlarda ejderhamın varlığına tekrar şükran methiyeleri okuyasım geliyor.sanki sihirli yetenekleri var. sanki beni görüyor. sanki onu görüyorum. biliyorum, büyük sürpriz yapmaya üşenecek. ama bünyemde ilaç etkisi yaratıyor. bu yüzden sıksık unutuyorum; o bir ejderha. bense yenilmesi gerekenim. ama yine de beni balonla evime götürse, hayır demem hemen giderim.



across the universe

15 Temmuz 2010 Perşembe

ehemehehehe












bilmeye hakkın var bilog :))







standing next to me

1 Temmuz 2010 Perşembe


ölü evinin önüne ayakkabı konurmuş. gördüğüm en saçma şey; müdahale etmeye gerek dahi duymayacak kadar saçma hem de. giderek özgürleşiyorum, giderek değersizleşiyorsunuz siz, sevgili herşey.
zaman zaman şaşırıyorum, kendi hayatımı gözlemci serinkanlılığıyla gözetliyorum. zaman zaman ağaç gibi oluyorum adını henüz bulamadığım, zaman zaman onu da olamıyorum. sanki dondum ben, sanki yaşaması gereken başka biri. öğrenmem gereken bir şey var; 'ölüm'ü normalize etme pahasına öğrenmem gereken şeyi bekliyorum. yine de herşeyi değersizleştirmekten kendimi alamıyorum. bir de nerede ve nasıl biteceğini düşünmekten. günde üç kez hatırlasam boşluklarımı, günde üç kez ağlayacağım demektir bu! ama kaygılanmıyorum. ağlamak güzel şey, kalbi temizleyen bir şey.

fazla bir şey söylememe gerek yok. dayımı çok özleyeceğim, biliyorum. aklıma geldikçe gözlerim dolacak. tatlı tatlı ağlayacağım. sonra gülümseyeceğim dut ve kestane ağaçlarını düşünerek. ve nasıl olduğunu anlamadan yaşamaya devam edeceğim. çünkü bu böyledir. insanlar gider.
önce gelirler
sonra giderler..




açelya

13 Mayıs 2010 Perşembe

biliyor musun bilog,
akşamüstleri beş saat sürse hiç oha nooluyoruz?! demem bence,yaşarım güzelgüzel pek serzenişsiz,pek telaşsız,pek endişesiz,pek sakin; ve hatta kendi tezimi başaşağı edip,aynı anda huzurlu ve mutlu olabilmeyi başararak.










love is the answer